06 Temmuz 2014

0000000044

İnsan oğlu dilinin altında gizlidir.Bu dil,can kapısına perdedir.Bir rüzgar esti de kapıyı kaldırdı mı evin içinde ne varsa görünür.O ev de inci mi var,buğday mı,altın hazinesi mi var, yoksa yılan ve akreple mi dolu? Diline hakim ol evlat! Boş konuşan eşşeğe arpa samanda yazıktır.

02 Temmuz 2014

0000000043

Her zaman gökkuşakları ve kelebekler yok
ilerlememizi sağlayan fedakarlık
Kalbim dolu ve kapım her zaman açık
istediğin zaman gelebilirsin

27 Mayıs 2014

0000000041

Kendini nerede, ne gibi hissedersen, ona göre oluşur nasibin. Köle hissedersen sahibin, kurban hissedirsen kasabın gelir. Duygularına dikkat et, her şeyin farkında ol ama dik dur! Gökyüzünde uçan bir kuşu hiçkimse köşeye kıstıramaz H.Konar

05 Mayıs 2014

0000000040

Paradigma..

Önemli bir toplantıda cep telefonuyla bağıra bağıra konuşan bir kişi garibinize gidiyorsa, paradigmanızı değiştirmeden onu değerlendirdiğiniz için, siz yanılıyorsunuzdur.

Örneğin; trende giderken, bir baba, 3 evladıyla oturup, sürekli ağlayan çocuklarına hiç, susun, demeden yolculuğa devam ettiğinde ; siz ona ne gamsız adam, diyebilirsiniz. Ama sorsanız, belki de onlar hastaneden geliyorlardır ve bir saat önce çocukların anneleri ölmüştür ve eve dönüyorlardır.

Prof.Covey’in konuşmasını dinlemeye gelen annesi, arka sırada oturan 2 kişinin toplantı boyunca sürekli konuştuklarını görerek, çok öfkelenmiş ve oğlumu küçümsüyorlar diyerek te çok üzülmüş. Yemek molasında oğluna, şunların kafasına çantamı indiresim geliyor, demiş. Oğlu; “anne o adam Finlandiyalı, burada simultane tercüme yok, mecburen tercümanı yanına oturttuk” demiş.

Havaalanında aktarma yapmak isteyen yaşlı bir hanım, uçağının 2 saat gecikmeli olduğunu öğrenince, dergiler ve bir kutu kurabiye alarak bekleme salonuna geçmiş. Yanındaki sehpaya da dergileri ve kurabiye kutusunu bırakarak, okumaya dalmış. Bir ara bakmış ki, yanındaki koltuğu oturan bir adam, sehpadaki kurabiye paketini açıyor ve yemeye başlıyor. Kurabiyelerin kendisine ait olduğunu hissettirmek isteyen kadın, adama dik dik bakmış. Hatta canı o an istemediği halde, kutudan bir kurabiyeyi ağzına atmış. Her halde kurabiyelerin sahibinin kim olduğunu artık anlamıştır diye düşünürken, adam bir tane daha ağzına atmaz mı? Hemen kadın da bir tane daha atmış ve bir yarışma başlamış, adam bir tane, kadın bir tane. Sonuçta kutuda tek kurabiye kalmış, adam onu hızlıca kaparak ortadan bölmüş ve gülerek kadına ikram etmiş. O sırada, kadının uçağının alana indiği anonsu duyulmuş ve işlemler için kadın bankoya gitmiş. Pasaportunu çıkartmak için çantasını açtığında, ne görsün ; kendi kurabiye paketi, hiç açılmamış olarak çantasında durmuyor mu?
Meğer, bunca zamandır adamın kurabiyesini yiyormuş. Tabii çok utanmış ama, artık iş işten çoktan geçmiş.

Başkalarının düşünce ve davranışları hakkında hüküm verirken, elimizdeki veriler çoğu zaman yeterli olmuyor. Davranışların nedenini bilmeden çok yanlış yargılara varabiliyoruz.

Covey bu örnekleri ; “aynı enformasyona farklı bakış, bizim davranışlarımızı belirler” diye özetliyor. Buradan yola çıkarak çözemediğimiz sorunlar için, paradigma (zihin haritası) değiştirmenin gereğini vurguluyor ve Einstein’in bir sözünü anımsatıyor:

Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz.
Çoğumuzun zaman zaman yaptığı gibi, “sorunların içinde kaybolmak” yerine, paradigma değiştirmeyi başarıp, sorunlara farklı biçimde yaklaşabilenler, o sorunu asma şansını da yakalıyorlar. Zaten sorunlarımızı dostlarımızla paylaşmamızın nedenlerinden biri de, farklı bir bakışın, bize farklı davranabilme kapısı aralama ihtimali değil midir?

ÇÖZÜMSÜZ gibi gördüğünüz sorunlar konusunda PARADİGMA değiştirmenin önemi çok büyüktür. Aslında hayatımızı, başarımızı, mutluluğumuzu belirleyen bizim kendi davranışlarımızdır. Başımıza gelen her şeyle onlara verdiğimiz tepki ve yanıt arasında geniş bir hareket alanı vardır…”

Stephan R. Covey – Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı

30 Nisan 2014

0000000039

Temel'in avcılık macerasını bilir misiniz?
Temel, dört arkadaşı ile ava çıkmış. Bir delik görmüşler ileride. Temel "Yere yatın, tavşan çıkacak delikten" demiş. Yatıp nişan almışlar ve çıkan tavşanı vurmuşlar.

Birazdan ileride bir kovuk görmüşler. Temel "Yatın, kovuktan tilki çıkacak" demiş. Yatıp nişan almışlar ve tilkiyi de vurmuşlar.

İlerlemişler. Karşılarına kocaman bir delik çıkmış bir tepenin ortasında. Temel "Yatın, bu delikten çok büyük bir hayvan çıkacak" demiş.

Ertesi gün gazetelerde "Demiryolu tünelinin ağzında raylara yatan dört avcıyı tren ezdi" diye bir haber çıkmış.

14 Nisan 2014

0000000038

İki Kurt

Bilge Cherokee Kızılderili, torununa ders veriyordu."İçimde çok şiddetli bir kavga süre gidiyor. Bu kavga iki Kurt arasında cereyan ediyor. Bu kurtlardan birisi öfkeyi, ihaneti, hainliği, kıskançlığı, açgözlülüğü, kibiri, hırsı, suçluluğu, aşağılama duygusunu, yalanları, yapmacık gururu, üstünlük taslamayı ve egoyu temsil ediyor.

Diğeri ise huzuru, ahlakı, umudu, özgürlüğü, sevgiyi, nezaketi, gelişmeyi, inancı, yardımseverliği, anlayışı, cömertliği, dostluğu, merhameti, hakikatçılığı ve alçakgönüllülüğü temsil ediyor.

Aynı kavga sizin içinizde ve diğer insanların içinde de cereyan ediyor.

Çocuk bir müddet düşünür ve dedesine sorar.

Hangi Kurt bu kavgayı kazanır?

Yaşlı Cherokee Kızılderili hemen cevaplar:

Beslediğin Kurt kazanır.İnsan neye yoğunlaşırsa, onu güçlendirir.

İnsan neye dikkat eder, neye yoğunlaşırsa onu güçlendirir veya kendi iradesinin hakimiyetini ona kaptırır.

Kızılderili bilgenin eğitimde profilini çizdiği kurt tasvirine ayna tuttuğumuzda, toplumumuzun her alanında bu olgu karşımıza çıkar.

Bir taraf kazanmak için güçlü olan şahsiyetini, karakterini beslemekte, diğer taraf ise insan olmanın olumsuz özelliklerini besleyerek, kendi zaferini aramaktadır. Bilgenin kurt tasviri ile anlattığı insanlar arasında mücadele, insanoğlu varolduğu günden itibaren süregelmektedir, ancak içinde bulunduğumuz çağ neredeyse sona erecek, yeni bir çağ başlayacaktır.

Bizler neye inanıyorsak, neyin karakter yansımasını taşıyorsak, o mânada içimizde beslediğimiz kurtlara dikkat etmeliyiz.

03 Nisan 2014

0000000037

La Rochefoucault şöyle demiştir ;  Bizler dostlarımızın başlarına gelecek kötülüklerden bir çeşit haz almaya her zaman hazırızdır...

0000000036

Sina'da bir çobanın sürüsüne kurt dadanmış. Her gece birkaç koyunu alıp götürüyormuş. Çoban köyün yaşlısına gidip, "Kurda karşı ne önlem alayım" diye danışmış. Adam "Sürünün etrafında ateş yak, kurt ürker" diye akıl vermiş. Çoban sürünün etrafında ateş yakmış ama o gece kurt ateşin üzerinden atlayıp, iki koyun daha götürmüş.
Çoban yine gitmiş ve sürünün etrafındaki ateşin işe yaramadığını anlatmış. Yaşlı adam "Madem ateş işe yaramadı, o zaman sürünün etrafını dikenli telle çevir" demiş. Çoban sürünün etrafını dikenli telle çevirmiş. Ama o gece kurt dikenli telin de üzerinden atlayıp, iki koyun daha almış sürüden.
Çoban ertesi sabah yine aynı adama gitmiş ve "Ateş de, dikenli tel de işe yaramadı, şimdi ne yapayım" diye sormuş. Bu sözleri duyan adam gülmüş.
- Sende hâlâ koyun kaldıysa bende sana verecek sayısız tavsiye hep var olacaktır evladım, demiş.

0000000035

Dövüşeceksen aslanla dövüş, Aslan kavgadan kaçmaz, Dalaşacaksan bir Kurtla dalaş,
Saldıracaksa saldırır, çekinmez, Dağlarda kartala meydan oku,Kanatlarını gizleyemez, Akreple bile uğraşabilirsin, Zehri görünmese de,...iğnesi görünür, Ama bir yılanla savaşma, Çünkü yılan kuytuda bekler,göremezsin, Zehriağzındadır, sokmadan bilemezsin...

02 Nisan 2014

0000000034

Günlerden bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a gelerek, kanadını bir dervişin kırdığını söyler.
Bunun üzerine Hz. Süleyman o dervişi hemen huzuruna çağırtır.
Derviş gelince de sorar;
“Bu kuş senden şikâyetçi, kanadını kırmışsın. Niçin yaptın?” diye.
Derviş boynunu büker ve kendini savunmaya başlar.
“Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Baktım kaçmadı, yanına kadar gittim ama yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada da kanadı kırıldı.”
Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve şöyle der:
“Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Sen hakkını savunabilirdin. Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun.”
Bu kez kuş kendini savunur:
“Efendim ben onu derviş kıyafetleri içinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana bir kötülük gelmez, bunlar Allah’tan korkarlar diye düşündüm ve kaçmadım.”
Hz. Süleyman bu savunmayı doğru bulur ve kısasın
yerine getirilmesini ister.
“Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın” diye emreder.
Ancak bu emre Kuş itiraz eder:
“Efendim, sakın böyle bir şey yaptırmayın” diyerek öne atılır.
“Neden?” diye hayretle
sorar Hz. Süleyman.
Kuş nedenini şöyle açıklar:
“Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar. Siz en iyisi bunun üzerindeki derviş elbisesini çıkartın. Çıkartın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın.”
Hikâye burada bitiyor.
Şüphesiz bu kıssadan
kendi payına düşen hisseyi
alacaklar vardır.

0000000033

Bir gün susmayı öğrendim.
Öyle bir sustum ki belki sonsuza kadar susacaktım.
Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim tarzıydı.
Babam akşamları eve yorgun dönerdi.
Ben bütün gün evde sıkılır, onun gelişini iple çekerdim.

Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır onunla oynamak isterdim.
Babam sarılır, öper sonra da, hadi odana git, derdi.
Yemek hazırlanınca annem çağırır bu defa masada bir araya gelirdik babamla.
Onlar annemle konuşurken ben araya girer, sesimi duyuramayınca da bağırırdım.
Babam sinirlenir, 'Bütün gün insanlara kafa patlatmaktan bunaldım, birde sen kafamı ütüleme!' derdi. Annem de 'Bütün gün zaten seninle uğraştım, bir çift laf da mı konuşturmayacaksın babanla?' diye çıkışır, beni odama gönderirdi.
Çaresiz bir şekilde boynumu büker odama yani hapishaneme doğru yol alırdım. Babam arkamdan, 'Bizim bir odamız bile yoktu, her şeye sahip, hâlâ ne istiyor anlamadım.' diye bağırmaya devam ederdi.
'Keşke benim de bir odam olmasaydı, keşke bizim de evimiz bir odalı olsaydı da hep birlikte otursaydık' derdim içimden; ama yüksek sesle söylemeye cesaret edemezdim.
Yemekten sonra babam kanepeye uzanır, eline kumandayı alır, televizyon seyrederdi. Beni yanına çağırır biraz severdi. Onun izleyeceği önemli bir şey varsa beni adeta yerimden bile kıpırdatmazdı.
Azıcık hareket edip koşup oynamaya çalışsam oda hapsim yeniden başlardı. Bir gün anladım
ki susunca babamla daha iyi anlaşıyoruz. Bu defa susarak yapabileceğim oyunlar geliştirmeye başladım.
Önce resim yaparak başladım işe. Babam çizdiğim resimleri çok beğeniyor; 'Bak, böyle uslu uslu oyna işte.' diyordu.
Babam bazen göz ucuyla bakıyor, resimle ilgili bir şey sorsam afallıyordu. Ama bana kızarak beni artık odama göndermiyordu.
'Son günlerde ne de akıllandı benim oğlum.' diye komşulara anlatıyordu annem halimi.
Resimlerim arttıkça ortalık dağılmaya başladı. Annem 'Odanı topla!'diye odama kapattığında işe nereden başlayacağımı bilemiyordum.
Ben bunlarla uğraşırken zaman geçiyor; ama odamı toparlamayı beceremiyordum .
Annem odama gelip 'Bak sana resim yapmayı yasaklayacağım. ' dedi bir gün. Susuyor olmamı usluluk olarak değerlendiren ailem resim yapmayı da elimden
alırsa ben ne yapacaktım?
Bu düşüncelerle bir aile tablosu yaptım. Babam eve gelince uygun zamanı kolladım.
Her zamanki gibi yemekler yendi, odaya geçildi. Babam oturur oturmaz çizdiğim resmi getirdim. Babam baktı. Hım, dedi 'Çok güzel olmuş.
Bu adam benim herhalde.' dedi. Ben 'Hayır o adam değil, bu çocuk sensin.'dedim.
O 'Hayır, bu adam benim, bu çocuk sensin, bu küçük kız da arkadaşın.'dedi.
Ben yine 'Hayır, o büyük adam benim, bu küçük adam sensin, bu küçük kız da annem.' dedim.
Babam benimle uğraşmaktan vazgeçip: 'Peki neden bizi küçük çizdin?' dedi. Heyecanla başladım anlatmaya.
Ben büyüyüp adam olacağım.
İş bulup çalışacağım.
Siz yaşlanıp küçüleceksiniz.
Beliniz bükülecek, komşumuz Ahmet amca ile Ayşe teyze gibi küçücük kalacaksınız.
Ben işten geldiğimde yorgun olacağım.
Siz benimle konuşmaya çalıştığınızda iş yerinde kafam şişmiş olacağından sizi duymayacağım bile.
Siz benimle bir şeyler paylaşmak istediğinizde 'Hadi odanıza çekilin de kafa dinleyeyim.' diyeceğim.
Ve bir de bağıracağım 'Her şeylerini alıyorum. Sıcacık odaları da var, daha ne istiyorlar' diye.
Annemle babamın gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
Duyduklarına inanamıyorlardı..
Bana sarılıp beni öyle içten bir okşayışları vardı ki sonsuza kadar konuşsam hiç bıkmadan dinleyecekler gibiydi.
Farkında' Olmalı İnsan...
Kendisinin, Hayatın Olayların,
Gidişatın Farkında Olmalı.
Ömür Dediğin Üç Gündür, Dün Geldi Geçti Yarın
Meçhuldür, O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür, O Da Bugündür.